Nefes

Derin bir nefes daha aldım. Bu kez kaçmak için değil, kalmak için.
Sonra fark ettim.

Fark ettim ki kaçmak sorunun ta kendisi. Fark ettim ki kafamın içindeki düşüncelerden, kaygılardan, korkulardan daha hızlı değilim. Hızlı olmak zorunda da değilim. Fark ettim ki kaçmak daha yıpratıcı, daha yorucu.

Hissediyorum, nefesim kesiliyor.

Çok yoruldum, derin bir nefes daha alacağım.

Sonra bir gürültü koptu ve birden yine kaçmaya başladım. Birden sertçe tuttum kolumdan kendimi.

“Yeter! Kaçma artık, yeter. Çok yoruldum, anlamıyor musun?”

Geçtim karşıma, baktım koşmaktan nefesi kesilmiş kendime.
Sonra derin bir nefes daha aldı karşımdaki ben.

“Bağır,” dedim. “Bağırsana. Susma. Konuş benimle. Tanıt kendini. Kimsin ben? Konuş benimle.”

“Ben,” dedi. “Ben sadece bunu biliyorum. Kalırsam ne yapacağımı bilmiyorum. Allah kahretsin, bilmiyorum.”

Sırtında ağır bir çanta vardı. Aldım onu, açtım içini.
Ne kadar kaygısı varsa doldurmuş içine.
Ne kadar korkusu varsa koymuş.
Ve bir dizi olumsuz düşünce.

Bağırdım kendime:

“Ne yapacaksın bunları?”

“Bilmiyorum,” dedi.

“Ben biliyorum,” dedim. “Olumsuz düşüncelerle kaygılarını, kaygılarınla korkularını besleyip benden kaçıyorsun. Görmediğini boş ver, ben sana uçurum var diyorum; sen kulaklarını da tıkıyorsun. Benim için kalmalısın.”

Derin bir nefes daha aldı.
Bu kez kaçmak için değil, kalmak için.

Yorum bırakın