Çiçekler dalında güzel

İstemiyorum artık beyhude sohbetler.
Koşmak istiyorum; çok konuşmaktan ziyade.

Amaç varmak değil miydi zaten?

Şimdi vardım.
Yanındayım kendime kattıklarımın.

Anlatıyorum, kendimi dinliyorum.
Sözünü kesmiyorum. Ben zaten dinlemeyi severim.

Konu konuyu açıyor,
bazen konudan sapıyor ama yalansız konuşuyor.

Anlayabiliyorum her hâlini.
O da biliyor sanırım, her hâlinden anladığımı.

“Anlaşılmak güzel şey,” diyor.

Gülümsüyorum.

“Daha güzel bir şey söyle,” diyor.

“Ne olursa olsun, iç huzurunu kaybetmemek,” diyorum.

“Hayat bir yolculuk” diyor sonra.

Kalabalıkların arasında kayboluyor insan;
yetişmeye çalışırken oradan oraya,
ondan ona…

Sonra bir bakıyor ki
evin yolunu uzatmış.

Ne oldu bu defa?
Yoruldu.

Farklı bir yorgunluk bu.
Dinlenince geçmeyen.

“Yol yorgunluğu mu?” diyorum.

Gülümsüyor.

“Zaten insan en güzel evinde dinlenmez miydi?
En huzurlu hissettiği yer değil miydi evi?”

O zaman başkalarının evinden
kıyısından, köşesinden
hiçbir şey getirme kendi evine.

Bahçesinde açan rengârenk bir çiçeği bile…

Zaten dalında güzel değil mi çiçekler?
Kalsın bahçelerinde.
Dalında güzel.

“Öyle mi dersin?” diyor.

Yine gülümsüyor.

Savaştan sağ çıkanlar
günün sonunda evine döner.

Dinlenir.
İyileşir.

Sonra bahçesine güzel tohumlar eker.

Ve bir gün
rengârenk çiçekler açar.

Çiçekler dalında güzel.