Bir Caretta Caretta gibi

Gel senle şöyle bir Ege’ye gitmeyelim mi? Yollarda şarkılar söyleyip, gülmeyelim mi?
Taşıdım sanki tüm hayatın dertlerini. Üç günlük dünyada azıcık sevmeyelim mi?

Üniversite hayatı yaşadığım, çok güzel anılar biriktirdiğim İzmir’e beş yıl sonra tekrar uğruyorum.
Harika bir şehir gerçekten…
Havası, suyu, dağları, çiçekleri, denizi, kızları…
Sezen’in de bahsettiği gibi, burnumda yasemin kokusu.

Bayılıyorum İzmir’in masmavi denize çıkan sokaklarına.
Maksatsızca baktığın herhangi bir yerin, bütün güzelliğin bir parçası oluşuna.
Her bir parçanın kendi nezdinde bir manzara olmasına bayılıyorum.

Gecenin sessizliğinde Kordon’da oturup kahvemi yudumlarken, ay ışığının yansımasıyla birlikte Ege’nin koyu mavi sularında duyduğum dalga seslerini dinlerken kendimi huzur içinde buluyorum.

Dünya duruyor ve ben anda kalıyorum; denizin koyu mavisinde ilerlerken zamana meydan okuyan bir Caretta caretta gibi.

Ve bir teoriyi hatırlıyorum:
“Kaplumbağalar acele etmezler. Panik yapmazlar.
Kim önde, kim geride umursamazlar.
Sadece yüzmeye devam ederler, her seferinde bir kulaç atarak.
Kaosun içinde de… Sakinlikte de…
Ve bir şekilde hep kıyıya ulaşırlar. Çünkü hız hiçbir şey ifade etmez, eğer yolculuğun sabır üzerine kuruluysa.
Koşmak zorunda değilsin, sadece hareket etmeye devam etmen yeterli.
Yavaş ilerlemek de ilerlemektir.
Ve huzur her zaman baskıdan daha uzun sürer.”

Sağlıklı, huzurlu, mutlu bir ömür diliyorum kendime ve herkese.