Şimdilerde yaş 28. Biraz geriye gidelim, biraz daha ve biraz daha… Evet, şimdi 8. Hatırladığım kadarıyla anlatacağım. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in bir sözü geliyor aklıma ve savaşın ortasında komutansız kaldığımı hatırlıyorum. Ani bir panik, korku, heyecan ve kaçış… Birden sesler yükseldi; sonra gürültü, kıyamet ve ardından derin bir sessizlik. Kaybettik sanırım ya da kaybettim. Aslında orada kaybettiğimi anladım. Ağladım, sessizleştim, utandım; bazen sıkıldım, bazen isyan ettim… Yaş 8.
Bazen unutuyorum, sonra sanıyorum ki herkes komutansız kaldı o savaşta. Herkes bir uzvunu kaybetti, herkes biraz eksik, biraz yarım kaldı.
Komutanım sessiz bir adamdı. Buğday tenli, dalgalı saçlı, kahverengi gözlü, keskin bakışlı, geniş omuzlu, yapılı bir adamdı.
Sessiz, merhametli, çok düşünen, az konuşan; bir o kadar cesur, bir o kadar güçlü fakat kimsenin kalbini kırmayan bir adamdı.
Hatta bir hikâyesini dinledim yaşlı bir kimseden. Şöyle demişti:
“Kardeşime çok kızıyorum. Onu döveceğim ama annem üzülür diye dövmüyorum.”
Yani kimseyi incitmeyen bir adamdı.
Mekânı cennet, ruhu huzur içinde olsun.
Hatırlamaya çalışıyorum… Türkü söylerdi öyle dolaşırken. Evet, hatırlıyorum:
“Tüfenk aldım çıktım keklik avına, indim derelerine, bilmem nerelerine, ayağında kundura…”
Arada kabrine uğrar, dua ederim. Önceleri kızardım, küserdim, isyan ederdim. Çünkü başlarında komutan olan ordular hâlâ savaştaydı. O orduların yol gösteren, eğiten, yanlışını düzelten, doğrusunu takdir eden, onlara güven veren ve en önemlisi savaşmayı öğreten bir komutanları vardı.
Sonra fark ettim ki kendi kendimin komutanı olmalıydım; olmak zorundaydım ve oldum.
Zor oldu ama bir şekilde kendimi savunmayı, yeri geldiğinde saldırmayı öğrendim. Hâlâ eksiğim vardı ama: kaybetme korkusu, aşırı fedakârlık, aşırı düşünme, karar vermede zorlanma, herkesi memnun etme, hayır diyememe…
Sonra anladım. Savaş aslında bir sınavdı. Geçemediğim derslerin sınavına tekrar tekrar girince değişmem ve gelişmem gerektiğini anladım.
Son zamanlarda kabrine uğradığımda onu derin bir sessizlik ve huzur içinde uzanırken görüyorum. Üstünde kahverengi bir örtü, başucunda ise yeşil yapraklı, renkli çiçekler…
Artık küskün, kızgın, isyankâr değilim. İçim rahat bir şekilde sohbet ediyorum onunla, sonra da dua ediyorum. Biliyorum, onun da içi rahat. Mekânı cennet, ruhu huzur içinde.
Şöyle bir yazı okumuştum:
“Hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerin toplamıdır.”
Merak etme komutanım…
Derslerime çalışıyorum, derslerimi veriyorum. Bazıları zorluyor ama yapacak bir şey yok; alttan alıp tekrar veriyorum.
Son girdiğim savaşta biraz fazla yara aldım, biraz geç iyileştim, haberin olsun.
Ama kazandım.
Kendimi buldum.
İçimdeki gücü, öz sevgiyi, özgüveni ve öz saygıyı buldum.
Gelişiyorum ve değişiyorum, Allah hayırlı etsin.
Bazen de büyükleniyorum, Allah affetsin.
Ama iyiyim ve söz veriyorum sana; iyi olmak için elimden geleni yapacağım.
İyi ki vardın.
Şimdilerde yaş 28.