Gecenin en karanlık saati olmalıydı. Dışarıda şiddetli ve aralıksız yağan bir sağanak var. Bir şimşek çaktı, birden her yer aydınlandı sonrasında derinden bir gürültü koptu. Bulutlar bir şeye öfkeliydi sanki.
Gürültüyü duyunca korkuyla uyandı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Aslında çok güçlü, korkusuz bir kadındı. Bulutlara özenmiş olmalıydı sadece.
Biraz zaman sonra yerinden doğruldu, ancak bir şey unuttuğunu hissediyordu. Hatırlayamadı. Sonra istemsizce yine yaş döküldü gözlerinden. Ellerini semaya doğru kaldırdı ve bir şeyler istemek istedi. Belki de sadece rahatlamak istemişti. Yine her zaman ettiği duayı etti. Bir evlat istiyordu. Uzun zamandır hayırlı bir evladı olsun istiyordu.
Dışarıdaki yağışın sesi kesilmişti. Köşesi aralık olan perdenin ardından minik bir ışık süzüldü odanın içine. Güneş doğuyor olmalıydı. Bir an olsun hafif bir huzur kaplamıştı içini. Elini uzattı, yatak ucu başında bulunan sudan bir yudum aldı. Biraz toprak kokusu almak için evinin bahçesine çıktı. Çok severdi yağmur sonrası toprak kokusunu.
Gökyüzünden evinin bahçesine süzülen ışıklar adeta gözlerini kamaştırıyordu. Güneşin ilk ışıkları…
Uzaklardan bir ağlama sesi geliyordu. Sesin geldiği yöne koyuldu ve yürümeye başladı. Karşısında bir bebek vardı. Gözlerine inanamıyordu. Yüzünde bir tebessüm belirdi ve yaşlar döküldü gözlerinden. Bebeği kucağına aldı, onu sakinleştirdi. Ona artık güvende olduğunu hissettirdi.
Ve sonra dedi ki:
“Senin adın Umut olsun.”